
Tekrar başa dönüp, sahip olduğunuz hayatı noktası noktasına yaşar mıydınız?
Nietzsche, bu soruyu sorarken adeta başımızdan aşağı kaynar sular döker. Kendimize gelip bir bakalım bu soru niye bu kadar önemli.
Felsefesinde hayat benzer döngüleri takip eder, der. Yani başa sarar. Bu ise sonsuzluk oluşturur. Böyle bakıldığında, ömrünüzün tek bir anını neyse geçip gitti diyerek boş verme rahatlığı elinizden alınır. Bir yerde tekrar o ‘olmayasıca’ an, çıkıp gelecek, ne korkunç! Bunu bilip nasıl beyhude yaşamaya devam edilir? Yaşamının kıymetinin üç kuruş etmediği ve de bu yaşam için kılını bile kıpırdatmaya cesaret etmediğini düşünüyorsan bir dur. Dur. Kalabalıkların içinde kendini tekrar tekrar kaybetmektense sadece bir dur. Kendi içine bakmazsan rüyaların son bulmayacak, der Jung.
Uyanmak isteyen içe döner. Gözlerini açacağın, kulaklarını kabartacağın yer sensin. Kendi dururken, en zengin kaynağı arar durur insan. Varmış gibi… Oysa giderek daha kayıp bir hale dönüşmemek elde değil. İçinde esrarengiz bir dünyan var. Merak etmiyor musun?
Felsefesinde Nietzsche, kendi üzerine düşünmeyi reddeden insanlara kendi dilince bir uyarıda bulunuyor. Uyarının sertliği ve keskinliği akılda kalıcığını artıracak denli güçlü. ”Peş peşe dönen döngüler senin cehennemin olur.”
Ya dönmesini istediğin anı yarat ve bu döngüde kendine gönlüne göre bir yer et ya da hayatla saklambaç oynamaya devam et.
Unutma, bu döngüde oyunun sonu yok.