Film İncelemesi
Joachim Trier, Norveç üçlemesini 2021‘de tamamladı. Reprise 2006, Oslo, August 31st 2011.
Üçlemenin son filmi: The Worst Person in the World

İlk iki filmden tanıdığımız başrol, Anders Danielsen Lie, 40’larında. Çizgi yazar olarak gözde bir kariyere sahip. İlk iki filmde bizi götürdüğü yerlerden sonra bu filmde oldukça sakin bir hayata sahip. Tüm agresyonunu ve karanlık yönlerini ise kitaplarına yansıtıyor. Seksist, kadın feministlerini çıldırtan romanları bir yana; genç sevgilisi ile ilişkisinde koruyan kollayan babacan bir tavırda film boyunca.
Genç sevgili Julie, Renate Reinsve, bu filmle tanıştığımız yeni başrol. Bu kez kimlik ve hayat amacı arayan bir kadın var karşımızda. Sırasıyla; cerrah, terapist ve fotoğrafçı olmayı deniyor fakat hepsi yarım kalıyor. Bu geçişler, bizlere Julie’ye dair bir fikir verebilir. Diğerlerine kıyasla, fotoğrafçılık var olana, senin nasıl baktığınla ilgilidir. Gözlerinle, gördüğünde aradığın şeydir. Bilinçdışındaki duyguları ifade etmek, içsel çatışmaları dışa vurmak için bir yoldur. Julie bu seçim ile kendine doğru içsel bir keşfe başlar lakin fotoğrafçılık da bir hevesle başlayıp biter. Zira filmin büyük bir çoğunluğunda onu bir kitapçıda çalışırken görüyoruz.
Aksel ile bir gece kulübünde tanışırlar. O geceyi birlikte geçirirler. Aksel, ”Eğer görüşmeye devam edersek sana aşık olurum ve bunu yürütemeyiz.” der. Aralarındaki yaş farkının ileride sorun olacağına işaret eder. Bunun üzerine gelen sahnede, Julie evden çıkar ve saniyeler içinde geri döner. O an Aksel’e aşık olduğu an olarak geçer filmde. Bu sahnede, daha her şeyin en başında Aksel’in açık ve şeffaf bir şekilde yaklaşması, ileride olacakları öngören, hem kendini hem Julie’yi koruyan olgun bir tavır sergilemesi belki Julie’nin aşk dediği hali tetiklemiştir. Aksel böyle davranarak, Julie’ye onu göklere çıkarmasına yetecek malzemeyi veriyor zira Julie kendisine ikame bir baba buluyor.
Julie ve Aksel’in tutkulu aşkları, aralarındaki yaş farkı yüzünden pek çok kez sarsıntıya uğruyor. Julie, Aksel’in hayatına hızla kendini montelemiş ve bir nevi onun dünyasında yaşamaktadır. Bir süre sonra bundan sıkılır. Aksel’in beklentileri ve onun istediği hayatı yaşamak ona ağır gelmektedir. Yolunda gitmeyen şeyler vardır.
Birlikte yaşadığı daima ona destek olan bir otorite figürü Aksel. Julie, babasıyla olan ilişkisinde duygularını paylaşmaktan kaçınan ve uyumlu bir rolde. Babasının ikinci evliliği ile Julie babasını manevi olarak kaybediyor. Babası, örneğin sağlık problemlerini öne sürerek, doğumgünlerinde bile bir mazeret bulup onla olmuyor. Julie’ye aynı çocuk kandırır gibi yalan söylüyor. Babasının ilgisizliği, sevgi ve saygısını göstermemesi, onu hayatına dahil etmeyişi Julie’nin kendilik algısını derinden etkiliyor. Julie’nin çocukluğunda babası tarafından önemsenmemesi ve görmezden gelinmesi, otorite figürlerine ve geleneksek rollere karşı tepki geliştirmesine yol açabilir.
Feminist düşünceler, Julie için babasının yarattığı boşluğu doldurmanın bir yolu, hem de erkek otoritesine karşı bir başkaldırı olabilir. İlgisiz, mesafeli, sorumluluktan kaçan babasına karşı bilinçdışı öfkesi feministliği ile ortaya çıkıyor. Feministlik bir savunma işlevi görerek onu dağılmaktan koruyor.
Filmde evlenmek ve doğurmak söz konusu olduğunda isteksiz, tedirgin bir pozisyonda. Aksel’in arkadaşlarının evinde, yaşadıkları bir tartışmada ifade ederken de çok bungun, çaresiz görüyoruz onu. Oysa ordaki ebeveynlerin çocuklarına davranışlarına kayıtsız değil. Zorla uyutulmak isteyen kız çocuğuna bakışları, bir şeyler anlatıyor. Daha yeterli ve iyi olmadan anne olmak istemiyorum şeklinde bir açıklama yapıyor ama sadece bununla alakalı olmadığını içten içe o da biliyor. Anne olmak ve geleneksel bir rolden uzak durmak; babasına karşı seçtiği bir duruş. Ondan göremediği değeri, kendi kuracağı ailesine yatırmak yerine, diğer kadınlara verme arzusunu görüyoruz.
Rastgele bir düğün partisinde, aldatmanın sınırlarını zorladıkları Eivind, Herbert Nordrum, ile tanışırlar. O gece birbirlerinden çok etkilenmelerine rağmen gizemli şekilde ayrılırlar çünkü ikisinin de sevgilisi vardır. Eivind, Julie’nin karanlık yönü ile muhteşem bir uyum yakaladıkları o geceden sonra hep onu düşlüyor. Ta ki kitapçıda karşılaşıp düş gerçek olana dek.
Karşılaştıktan sonra, Julie iyice karışır. Bir yanda güvenli sığınağı Aksel, diğer yanda ise merak içinde tutuştuğu Eivind. Bu karışıklık çok uzun sürmez. Trier, onun için filmde zamanı durdurur ve Eivind ile baş başa bir gün geçirerek karar vermesine yardımcı olur. Julie Aksel’den ayrılacaktır.
Narsisistik karakterlerde görülen, yeni bir partner bulmadan mevcut olanı bırakmama halini Julie’de de görüyoruz. Eivind ortaya çıkmadan ayrılmaya cesaret edemiyor. Partnerinin takdiri ve onayına ihtiyaç duyduğu için mutsuz bir ilişki, yalnız kalmaktan yeğ onun için.
Peki Eivind? Eivind, genç ve neşeli birisi. Bir fırıncıda çalışıyor ve spontane bir hayat sürüyor. Hayatını fazla sorgulamadan yaşayan yüzeysel birisi de aynı zamanda. Julie’nin derinliği ile, uzun vadede yakaladıkları uyum yerle bir oluyor. Aksel’e nazaran daha yumuşak, dişil yanları baskın birisi. Sanki Julie için, Aksel ile yaşadıklarından sonra konforlu bir han. Sona yaklaşırken bir tartışmalarında, fırıncıda çalışıyor olduğu için Julie tarafından aşağılanıyor. Julie, Eivind’i değersizleştiriyor çünkü kendi egosunu ayakta tutabilmek için buna ihtiyacı var. O sırada Eivind, ”Bu çok üzücü bir şey ne diyeceğimi bilmiyorum.” derken hüznü ile tartışmalarının öylece kesildiğini görüyoruz.
Aksel’in kanser olduğunu öğrenmesi ve hamile kalması hayatın bir cilvesi olarak aynı zamanda meydana geliyor. Aksel ile son zamanlarını geçirirken, birlikteliklerini ve kendiliğini de gözden geçiriyor. Fotoğraf makinesini eline tekrar alıyor. Buluşmalarında, Aksel’in açıklığı ve yüzleştiriciliği onu kendine getiriyor. Bebeği doğurup doğurmayacağına karar verme sürecinde Aksel’in onun iyi bir anne olacağına inandığını dile getirmesi, bir nevi aldığı onay ile doğurma kararına yaklaştırsa da, Aksel’in öldüğü sabah eş zamanlı olarak bebeği de düşüyor.
Banyo yaparken kanamasının başladığı sahne, hafif bir gülümseme beliriveriyor Julie’nin yüzünde. Bunu pek çok yere yorabiliriz. Şayet, anneliği hazır olması gereken bir süreç olarak değerlendiren bir kadın olması, bu kaybı henüz olmayışının bir sembolü olarak gösterebilir. Diğer yandan, Aksel’in ölümünü görmek onun için hiç kolay değildir. Arkadaşı arayıp haber vermiş olsa da bununla yüzleşmemek için Aksel’i ziyaret etmez. Haberi aldığı gibi kendini sokağa atar ve tek başına ağlayarak sabahlar. Düşük, Aksel’in ölümünden kaçsa da, kendi bebeğinin ölümünün fermanıdır. Artık kaçacak bir yeri kalmamıştır.
Filmin son kısmında, Julie tekrar fotoğrafçı olarak karşımıza çıkıyor. Kendini keşfine devam etmeye karar vermiş. Saçları omuzlarında, daha olgun bir görünüme sahip. Bu sinemada, yeni bir başlangıç olarak yorumlanabilirken, Julie’nin ölüm ile yüzleşmesi, kimlik kazanımının güçlenmesinin artık onu olgunlaştırmasıdır da. Son sahneye yaklaşırken, Eivind başka bir kadınla evlidir. Karısını kapıda pusetle bekleyen bir Eivind bizleri şaşırtmaz. Bu kare, hepimizin bildiği Eivind işte. Onlara doğru birkaç süratli adım atar ve Julie birden durur. Onları pencereden izler. Bu da Julie’nin ona iyi gelse de Eivind ile derinliksiz ilişkilerine tekrar adım atmayacağını, sanki bir yandan ortaya çıkıp Eivind’in kurduğu ailesine karşı kafasını karıştırmak istemediğinin göstergesidir. İkinci kez, kitapçıdaki gizemin zirvede olduğu karşılaşmaları, gibi değildir. Julie artık daha farklıdır.
Son sahnede, Julie tek başına, çalışma masasında çektiği fotoğraf karelerine karşı oturmaktadır. Kendine keşfinin, kendi içindeki parçaların dışa vurumlarına bakmaktadır. Yakaladığı, ona göre anlamlı olan ‘diğerlerinin’ anları, sanki kendi hayatını da anlamlı hale getirmektedir.