Tırnak Yemenin Psikodinamik Boyutu: Nina Sayers Üzerine Bir İnceleme
Yayımlanma tarihi:
Tırnak yeme (onikofaji), dışarıdan bakıldığında sıkça “kötü bir alışkanlık” olarak etiketlenen, ancak psikodinamik yaklaşımla ele alındığında çok katmanlı bir anlam dünyasını içinde barındıran bir davranıştır. Bu yazı, tırnak yeme davranışını psikanalitik teoriler ışığında; özellikle erken dönem nesne ilişkileri, savunma mekanizmaları ve dürtü düzenleme bağlamında ele almayı amaçlamaktadır.
Oral Dönem ve Regülasyonun Temelleri
Hayatın ilk yılında, bebek için dünya ağızdan ibarettir. Beslenme, emme, ağızla keşfetme… Tüm bu eylemler sadece fiziksel ihtiyaçları değil, duygusal ihtiyaçları da karşılar. Freud’un psikoseksüel gelişim kuramında “oral dönem” olarak adlandırılan bu evrede, bebeğin en temel regülasyon kaynağı annedir. Daha doğrusu, annenin memesi — ama bu sadece bir beslenme aracı değil; sakinleştirici, düzenleyici, ilişki kurucu bir nesnedir aynı zamanda.
Bebek emerken sadece açlığını gidermez; aynı zamanda rahatlar, bağ kurar, dünyaya dair güvenli bir his geliştirir. Bu yüzden meme, yalnızca fiziksel değil, duygusal bir nesnedir. Bebek ağladığında annenin gelmesi, onu kucağına alması ve emzirmesi; bebekte “Ben yalnız değilim, birisi var, dünya güvenli bir yer” duygusunu pekiştirir.
Ama ya bu temel ilişki kesintili, tutarsız ya da yetersizse?
Psikanalitik kurama göre, erken dönemde annenin memesiyle kurulamayan sağlıklı bağ, ileriki yaşamda farklı şekillerde kendini gösterebilir. Tırnak yeme davranışı, işte bu türden bir “yeniden kurma” çabası olabilir: Birey, regüle olma ihtiyacını karşılayacak bir nesneye ulaşamayınca kendi bedenine döner. Tırnak, artık dışsal bir nesne değil; içselleştirilmiş bir “rahatlama aracı”, bir tür ikame meme haline gelir. Sessizce, fark edilmeden, ama büyük bir işlev yüklenmiş bir bedensel davranış…
Bu açıdan bakıldığında tırnak yeme, basit bir alışkanlıktan çok daha fazlasıdır. Erken dönem yoksunluğunun ve duygusal regülasyon eksikliğinin bedende somutlaşmış bir izidir.
İçselleştirilmiş Nesneler ve Kendine Yönelen Öfke
Psikanalitik kuramda, özellikle Melanie Klein’ın geliştirdiği nesne ilişkileri yaklaşımında, bireyin iç dünyası yalnızca kendisine ait değildir. Doğduğu andan itibaren, özellikle bakım veren figürlerle (çoğunlukla anneyle) yaşadığı deneyimler, zihinsel temsillere dönüşerek iç dünyasına yerleşir. Bunlar, iyi ya da kötü nesne temsilleri olarak içselleştirilir ve bireyin hem kendilik algısını hem de diğer insanlarla ilişkilerini şekillendirir.
Bu noktada önemli bir ayrım vardır: Eğer erken yaşantılar yeterince güvenli, düzenli ve sevgi doluysa; içselleştirilen nesne “iyi” olur. Ancak bu ilişki tutarsız, reddedici ya da travmatik ise, içselleştirilen nesne “kötü” olarak temsil edilir.
Ve işte o zaman kişi, yalnızca dış dünyada değil, kendi iç dünyasında da bir tehdit altında yaşar. Çünkü artık içindeki “kötü nesne” ona saldırır: “Yetersizsin”, “Sevilmeye layık değilsin”, “Hatalısın” gibi sesler, dışarıdan değil, içeriden gelir.
Tırnak yeme davranışı burada devreye girer. Fiziksel olarak kendine zarar verme eylemi, çoğu zaman bu içselleştirilmiş kötü nesneyle bir mücadele biçimidir. Bir tür içsel savaş. Öfke vardır, ama dışa yöneltilemez. Çünkü dış dünya ya ürkütücüdür, ya da öfke göstermek yasaktır. Kişi bu yüzden öfkesini kendi bedenine yöneltir. Tırnaklarını koparır, derisini kanatır, ama bilinçdışı düzeyde aslında “içindeki kötü nesneye” saldırıyordur.
Buradaki çelişki dikkat çekicidir: Birey hem kendini rahatlatmak için tırnaklarını yer (haz, regülasyon), hem de kendini cezalandırmak için yapar (öfke, suçluluk). Yani davranış hem yatıştırıcıdır, hem cezalandırıcı; hem bakım vericidir, hem yok edicidir.
Bu, psikanalitik literatürde sıkça karşılaştığımız bir dinamik: ambivalans, yani çelişkili duyguların aynı anda var olması. Sevdiğimiz kişiye kızmak, hem ihtiyaç duyup hem uzaklaşmak istemek, hem haz alıp hem zarar görmek… Tırnak yeme davranışı da bu ambivalansı beden üzerinden dışa vuran güçlü bir göstergedir.
Haz, Kontrol ve Kendine Zarar: Duyguların Bedensel İfadesi
Tırnak yeme, dışarıdan bakıldığında bir tür alışkanlık gibi görünebilir, ama psikodinamik açıdan baktığımızda çok daha derin bir işlevi vardır. Kimi insanlar bu davranıştan haz aldıklarını ifade ederler. Tırnaklarını yolarken hissettikleri rahatlama, yatışma ve bazen de “konfor” duygusu, bu davranışın yalnızca bir stres boşaltımı olmadığını gösterir. Ancak bu rahatlama, tırnakların koparılması ve acı hissetmekle iç içe geçmiş olabilir. Peki, nasıl olur da acı ve haz, aynı eylemde bir araya gelir?
Bu noktada, duygusal regülasyon devreye girer. Bazen insanlar, duygusal gerilimleri rahatlatmak için fiziksel bir eyleme ihtiyaç duyarlar. Çünkü zihinsel gerilim, beden üzerinden dışa vurulması gereken bir yük haline gelir. Bu davranış, tırnak koparmanın getirdiği haz ile birlikte, aynı zamanda bir kontrol arayışını da barındırır. Birçok kişi bu davranışla, duygusal olarak kontrolsüz hissettikleri bir dönemde, en azından bedensel anlamda bir denetim sağlar.
Tırnakları yemek, sadece bir dışavurum değil, aynı zamanda bedenin güvenli alanı haline gelir. Yani, çevresel uyaranlar, stres ya da kaygı arttığında, bu davranış bir tür “güvenlik alanı”na dönüşür. Bilinçli kaygı ya da dışsal bir tehdit olmadan da tırnak yeme davranışının ortaya çıkması, kişinin bilinçdışı düzeyde kendini koruma ve regülasyon sağlama çabasını gösterir. Tırnak yemek, bir tür duygusal dengeleme işlemi olur; kaygı, öfke, hatta depresyon gibi duygularla başa çıkmak için kişinin erişebileceği en tanıdık, kolay ve fiziksel anlamda ulaşılabilir yöntemdir.
Beden, burada bir anlamda bir denetim aracı haline gelir. İnsan, dış dünyada kontrolü kaybettiğinde ya da kendini duygusal olarak tehdit altında hissettiğinde, tırnak yolma gibi davranışlarla bu kaybı telafi eder. Bu, kaygıyı yatıştırma ya da öfkeyi yönetme biçimidir. Bir çeşit bilinçdışı “ritüel”dir, ve bu ritüelin içinde acı vardır.
Hatta bazı durumlarda, bu davranışın kendine zarar verme yönü, kişi için bilinçli olmasa da bir rahatlama yöntemi gibi algılanabilir. Bedende acı duygusunun olması, duygusal acıyı fiziksel bir noktaya taşır ve böylece zihinsel olarak hissedilen sıkıntı daha “kontrol edilebilir” hale gelir. Yani, tırnak koparmanın getirdiği acı, bir yandan duygusal acıyı dönüştürür ve yatıştırır, ama öte yandan bu hareket, bireyin kendisine olan öfkesinin dışavurumudur.
Bu ikili süreç, kendini cezalandırma ve duygusal rahatlama arasındaki çatışmayı gözler önüne serer. Kişi, tırnak koparmakla bir yandan rahatlamaya çalışırken, diğer yandan kendine yönelik bir tür cezalandırma eylemi gerçekleştiriyor olabilir.
Nina Sayers ve İçsel Çatışmalar: Black Swan’daki Tırnak Yeme Davranışının Psikodinamik Analizi
Nina’nın yaşadığı psikolojik mücadele, öncelikle onun bağlanma stilinden kaynaklanıyor. Annesi Erica, Nina’yı aşırı koruyucu ve baskıcı bir şekilde büyütmüş, bu da Nina’nın özgüvenini ve duygusal bağımsızlığını olumsuz etkilemiştir. Erica’nın kontrolcü ve eleştirel tavrı, Nina’nın duygusal regülasyon becerilerini geliştirmesini engellemiş ve ona sağlıklı bir bağlanma biçimi kazandıramamıştır. Nina, annesinin gölgesinde yaşamış, kendini sürekli olarak yetersiz ve değerli hissetmemiştir.
Filmde, Nina’nın annesiyle olan bu bağımsızlık ve ayrılma isteği, ona karşı olan sevgisini ve nefretini aynı anda içinde taşır. Bu içsel çatışma, Nina’nın bedenini kontrol etme ihtiyacı ve tırnak yeme gibi davranışlarla kendini gösterir. Tırnak yeme, bu karmaşık duygusal mücadeleyle başa çıkma şeklidir; bir yandan kaygıyı yatıştırırken, diğer yandan içsel bir ceza mekanizması olarak da işlev görür.
Nina Sayers’ın tırnak yeme davranışı, karmaşık bir duygusal dünyaya sahip olmasının ve sürekli bir içsel çatışma yaşamasının bedensel bir yansımasıdır. Onun tırnak koparması, sadece bir alışkanlık değil, içinde bulunduğu ruh halinin, kaygılarının ve içsel gerilimlerinin bir dışavurumudur. Tırnak koparmak, Nina için geçici bir güvenlik alanı yaratırken, aslında daha büyük bir duygusal boşluğun ve içsel çatışmanın simgesidir. Film boyunca Nina’nın yaşadığı bu içsel mücadele, duygusal regülasyon eksiklikleri ve kendine yönelen öfkenin, bedensel bir davranışla nasıl başa çıkma çabası olarak karşımıza çıkıyor. Sonuçta, tırnak yeme, Nina’nın bütünleşmemiş kimliği, bağlanma sorunları ve içsel çatışmalarının bir dışavurumu olarak, onun duygusal dünyasını anlamamıza yardımcı olur.
Black Swan filminin detaylı analizini incelemek isterseniz aşağıdan ulaşabilirsiniz.