Yayımlanma tarihi:
“Farkındayım ama değiştiremiyorum.” Bu cümleyi terapi odasında kaç kez duydum hatırlamıyorum. Belki siz de kendi içinizde benzer bir durumu fark etmişsinizdir. Ne olduğunu biliyorsunuz, hatta nedenini de çözümlemişsinizdir ama davranış yine de sürüyor. Aynı ilişkilerde aynı rollere giriyor, benzer çatışmaların içine çekiliyor ya da istemediğiniz hâlde aynı tepkileri veriyorsunuz. Bu noktada birçok kişi kendini yetersiz ya da zayıf hissediyor. Oysa bu durum, irade eksikliğinden çok daha karmaşık ve insana dair bir şeydir.
Farkındalık, değişimin ilk ve önemli adımıdır. Ancak tek başına yeterli değildir. Çünkü insan davranışı yalnızca bilinç düzeyinde gerçekleşmez; duygular, ilişkisel deneyimler ve bilinçdışı süreçler de bu denklemin önemli parçalarıdır. Bazen bir şeyi anlamak, onu değiştirmek için yeterli olmaz çünkü zihnin derinliklerinde bu davranışı sürdüren başka motivasyonlar vardır. Psikodinamik bakış açısı, tam da bu görünmeyeni görünür kılmakla ilgilenir. Neden bildiğimiz şeyi yapmaktan vazgeçemediğimizi, neden zarar gördüğümüz hâlde aynı yolda yürümeye devam ettiğimizi anlamaya çalışır.
Çoğu davranış kalıbı bir zamanlar işe yaramıştır. Belki çocuklukta bir şekilde bizi korumuş, ilişkilerimizi yönetmemize yardım etmiştir. O dönemde geliştirilen bu başa çıkma biçimleri, bugün artık işlevsiz olsa da bilinçdışımızda hâlâ “güvenli” olarak kodlanır. Bilindik cehennem, bilinmeyen cennetten iyidir. Tanıdık olanın rahatlığı, bilinmeyenin belirsizliğinden çoğu zaman daha çekicidir. Bu nedenle değişim, sadece bir karar değil, aynı zamanda bir yas sürecidir. Kişi, bir parçasını bırakmak zorunda kalır ve bu bazen çok acı vericidir.
Bilinçdışında çoğu zaman bir çatışma vardır: Bir yanımız değişmek isterken, diğer yanımız bu değişimin doğuracağı duygusal bedelden korkar. “Artık böyle olmak istemiyorum” deriz, ama bir başka yanımız sessizce şöyle der: “Ama böyle olmak beni koruyor.” İşte bu içsel çelişki, değişimin önündeki en büyük engellerden biridir. Değişim, yalnızca yeni bir davranış edinmek değil; aynı zamanda eski kimliklerden, tanıdık rollerden ve belki de ilişkilerden vazgeçmek anlamına gelebilir. Bu da her zaman kolay değildir.
Psikodinamik terapi, kişiyi sadece bugün ne yaptığına değil, neden öyle yaptığına da bakmaya davet eder. Sorunlu görünen bir davranış, aslında zihinsel bir düzenin taşıyıcısı olabilir. Terapi sürecinde kişi, sadece davranışın değil, o davranışı sürdüren duyguların, inançların ve geçmiş deneyimlerin de farkına varır. Bu farkındalık zamanla içgörüye, içgörü ise duygusal dönüşüme dönüşebilir. Ancak bu süreç sabır, güven ve terapötik bir ilişki gerektirir. Bazen en büyük değişim, “değişmeye çalışmayı bırakıp” sadece hissetmeye cesaret etmekle başlar.
Davranışlarımız tesadüf değildir. Her birinin bir geçmişi, bir anlamı vardır. Bir davranışı değiştiremiyorsak, bu bir başarısızlık değil; iç dünyamızın bize bir şey anlatmaya çalıştığının işaretidir. Değişememek bir direniş değil, bazen bir korunmadır. O nedenle bu sürece yargılayıcı değil, anlayışlı ve meraklı bir gözle yaklaşmak gerekir. Fark etmek bir başlangıçtır, ama asıl dönüşüm, hissetmeye ve anlamlandırmaya gönüllü olduğumuzda başlar.
Eğer siz de kendinizde sıkça tekrar eden davranışlarla mücadele ediyor, nedenini bildiğiniz hâlde bir türlü değiştiremiyorsanız, bilin ki yalnız değilsiniz. Bu durum birçok insanın yaşadığı derin bir içsel süreçtir. Ve bu yolculukta, duygularınıza eşlik eden bir terapist ile çalışmak, değişimin kapılarını aralayabilir.