As Good as It Gets Film Analizi: Obsesif Kompülsif Bozukluk

5–7 dakika

oku

As Good as It Gets Film Analizi: Obsesif Kompülsif Bozukluk

,

Yayımlanma tarihi:

Bazı filmler vardır, karakterleriyle izleyicide öyle bir iz bırakır ki onları yıllar sonra bile zihninizin bir köşesinde düşünürken bulursunuz. As Good as It Gets (1997), işte böyle bir film. Jack Nicholson’ın canlandırdığı Melvin Udall karakteri, hem gülümseten hem de zaman zaman iç burkan bir portre sunuyor bizlere. Ama daha yakından baktığımızda, bu karakterin sadece “tuhaf” ya da “zor biri” olmadığını, aslında ciddi bir psikopatolojinin — Obsesif Kompülsif Bozukluk’un (OKB) — tam da kalbinde yaşadığını görüyoruz.

Ve belki daha önemlisi: Melvin yalnızca OKB’nin ritüellerini değil, bu rahatsızlığın arkasındaki duygusal fırtınayı da taşıyor.

Ama her şeyden önce, bu hikâye bir köpekle başlıyor. Verdell’le.

Verdell: Kapalı Bir Dünyaya Açılan İlk Kapı

Melvin’in dünyası başkalarına kapalıdır. İnsanlarla iletişimi yok denecek kadar azdır, varsa da genellikle alay, aşağılama ve sabırsızlık içerir. Ama günün birinde, istemeden de olsa, komşusu Simon’ın köpeği Verdell’e bakmak zorunda kalır. Ve bu küçük köpek, Melvin’in duygusal zırhında ilk çatlağı oluşturur.

Başlangıçta Melvin, Verdell’e de bir “nesne” gibi yaklaşır: ona tahammül etmek zorunda olduğu bir yük. Ama kısa süre içinde Verdell’in saf sevgisi, koşulsuz ilgisi ve sadakati karşısında Melvin’in iç dünyasında bir yumuşama başlar.
Verdell, hiçbir beklentisi olmayan ama her temasında bir şeyleri dönüştüren bir “yaşayan yansıtma yüzeyi” gibidir. Psikodinamik olarak düşündüğümüzde, Verdell’in Melvin için bir “geçiş nesnesi” (transitional object) haline geldiğini söyleyebiliriz. Tıpkı bir çocuğun oyuncak ayısı gibi, Verdell de Melvin’in duygusal olarak bağ kurabileceği, güvenli bir figür olur.

Melvin’in ilk gerçek gülümsemesi Verdell’e bakarken gelir. İlk içsel çözülmeler, Verdell’le yaşadığı günlük temaslarla başlar. Ve belki de en önemlisi, ilk defa “bir başkasının varlığını” düşünmeye başladığında yanında yine Verdell vardır.

Melvin’in Babası: Mükemmeliyetçilik ve Kontrolün Kökeni

Melvin Udall’ın takıntılı ve kontrolcü yapısının arkasında, çocuklukta şekillenen derin izler var. Filmde Melvin, babasının onu odasına kapatıp piyano çalmasını istediğini ve küçük bir hata yaptığında sertçe kızdığını anlatır. Bu anekdot, Melvin’in “mükemmeliyetçilik” ve “hata yapma korkusu” gibi obsesif özelliklerinin psikodinamik kökenlerine ışık tutar.

Psikodinamik teoriye göre, erken çocuklukta yaşanan bu tür deneyimler, bireyin kendisini ve dünyayı algılayışını belirleyen temel kalıplar oluşturur. Melvin’in babası, onun üzerinde “kontrol” ve “düzen” baskısını yoğunlaştırmış; hata yapmanın kabul edilemez olduğu mesajını vermiştir. Bu durum, Melvin’in içsel dünyasında “her şey kusursuz olmalı” inancının, aşırı kaygı ve ritüellerle ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Bu geçmiş deneyim, Melvin’in OKB belirtilerini hem açıklıyor hem de onun savunma mekanizmalarının ve sosyal ilişkilerdeki zorluklarının psikodinamik bağlamını güçlendiriyor.
Babasıyla yaşadığı bu içsel çatışma, Melvin’in mükemmeliyetçi ritüelleri ve kontrol arayışının altında yatan derin duygusal yaraların bir yansımasıdır.

Temizlik, Kontrol ve Zihinsel Kaos

Melvin Udall’ın hayatı kurallarla örülü. Kullandığı sabunu yalnızca bir kez kullanıyor, yürüdüğü kaldırımlarda çatlaklara basmamak için dans eder gibi yürüyor ve her gün aynı restoranda, aynı masada, aynı garsona sipariş veriyor. Dışarıdan bakıldığında bu davranışlar komik, hatta biraz “acayip” gelebilir. Ama psikoloji bilgimiz bize başka bir şey söylüyor: Bu ritüeller, içsel bir kaosun üzerine çekilmiş katı bir perde.

Obsesif Kompülsif Bozukluk, sadece “temizlik takıntısı”ndan ibaret değil. Bu bozukluğa sahip bireyler, çoğu zaman zihinlerine zorla giren, kontrol edemedikleri düşüncelerle baş etmeye çalışırken kendi dünyalarında “kontrol edebilecekleri” şeylere sarılırlar. Melvin’in sabun ritüeli ya da yemek alışkanlıkları, aslında içindeki belirsizlik ve kaygıya karşı geliştirdiği savunma mekanizmalarıdır.

Psikodinamik Açıdan Melvin: Bir Zırhın Altındaki Kırılganlık

Psikodinamik kuram, insan davranışlarının görünenden çok daha derin bir iç dünyayla bağlantılı olduğunu söyler. OKB de bu kuram açısından, bastırılmış dürtüler, suçluluk duyguları ve katı bir süperegonun (içselleştirilmiş otorite figürü) ürünüdür. Melvin’in iç dünyasında da tam olarak bu tabloyu görürüz.

O her ne kadar çevresine karşı kaba, alaycı ve tahammülsüz görünse de bu davranışların altında büyük bir yalnızlık, temas korkusu ve değersizlik duygusu vardır. Film boyunca sık sık insanlarla mesafe koyduğunu, özellikle duygusal yakınlıktan kaçındığını görürüz. Ama bu mesafe, bir tercihten çok bir korunma biçimidir. Duygusal yakınlık, onun için hem kontrol kaybı hem de potansiyel bir incinme anlamına gelir.

Savunmaların Çatlaması: Carol ve Simon’la Dönüşen Bir Adam

Filmin en güçlü yanlarından biri, Melvin’in içsel dönüşümünü gözlemleyebileceğimiz iki önemli insan ilişki sunması: biri Carol, diğeri ise komşusu Simon.

Carol, kendi hayatında da zorlayıcı deneyimlerle baş etmeye çalışan, anlayışlı ve kararlı bir kadındır. Melvin, onun yanında ilk kez sınırlarını zorlamaya başlar. Carol’un sabırlı ama net tutumu, Verdell’den sonra Melvin’in duvarlarında çatlamaların ilerlemesine yol açar. Onunla kurduğu bağ, Melvin’in yalnızca semptomlarını değil, duygusal katılığını da yavaş yavaş esnetir.

Simon ise, Melvin’in bastırdığı birçok duyguyu temsil eder gibi: duyarlılık, kırılganlık, ifade özgürlüğü. Başta Simon’a karşı düşmanca bir tavır sergilese de zamanla aralarında gelişen kırılgan bağ, Melvin’in kendi iç dünyasına da daha dürüst bir gözle bakmasına yardımcı olur.

OKB ile Yaşamak: Komik Değil, Yorucu

Filmde zaman zaman Melvin’in davranışları gülümsetse de, bu yazıyı yazarken önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: OKB, kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen, yorucu ve zaman alıcı bir rahatsızlıktır. Film, bu gerçekliği mizahla dengelese de, Melvin’in içinde yaşadığı kaygının ağırlığı perdeden taşar.

Bir sabunu üç kez açmak ya da kaldırım çizgilerine basmamak bir alışkanlık değil, bir zorunluluktur onun için. Aksi halde zihnindeki o yoğun anksiyete dalgası durdurulamaz hale gelir. İşte bu yüzden OKB, sadece davranışlara değil, duygulara da hükmeden bir bozukluktur.

Terapiden Ümidi Kesmek

Melvin’in terapisti ile sahne, yalnızca birkaç dakikadır belki ama onun içsel dünyasını anlamak için oldukça çarpıcıdır. Duygusal olarak taşma noktasına geldiği bir anda, çaresizlikle psikiyatrın ofisine gider. Ancak sistemin işleyişi — randevusuz hasta alınmaması gibi çok temel bir prosedür — onun içindeki yardım arayışını karşılayamaz.

Terapisti randevusuz onu göremeyeceğini söylediğinde, Melvin: ”Ama bana kurallarının dışına çık derdin hep. Al işte randevusuz geldim.” der. Bu Melvin’in kuralarına aykırıdır fakat aynı zamanda terapi çerçevesini bozucu bir davranıştır. Terapistinin onu yalnızca randevu ile görebileceğini duyan Melvin çıkar gider. “Yardım istemek işe yaramıyor. Kimse bana gerçekten dokunamaz.” Melvin için bu an, yalnızca bir “ret” değil; dünyayla bağ kurma çabasının bir kez daha başarısızlığa uğramasıdır.


Terapötik bağın kurulamadığını gördüğümüz bu an, Melvin’in dünyasında insanlara yer olmadığını düşündüğü noktayı temsil eder. Ancak bu reddediş, onun duygusal dönüşüm yolculuğunun tamamen sona erdiği anlamına gelmez. Aksine, terapi odasında kurulamayan o bağ, bir şekilde Carol, Simon ve Verdell üzerinden kendi doğal akışında şekillenmeye başlar.

Bu da bizlere şunu hatırlatır:
Bazı insanlar için klasik terapi zemini hemen çalışmaz. Ama temas, kabul, sabır ve duygusal aynalanma, bazen en beklenmedik bağlarda, en umulmadık temaslarda ortaya çıkabilir.

Bazen Bir Terapist, Bazen Bir Köpek, Bazen Bir İnsan, Bazen Bir Bakış

Melvin Udall, terapi odasından ayrıldı ama kendini yine de bir tür iyileşme sürecinin içinde buldu. Çünkü iyileşme her zaman bir ofis koltuğunda başlamıyor. Bazen bir köpeği sevince başlıyor; bazen aynı masada yemek yediğin bir garsonun sabrında, bazen seni her şeye rağmen insan yerine koyan bir komşunun cümlesinde.

As Good as It Gets, bize OKB gibi ciddi bir rahatsızlığın ötesinde bir şeyi anlatıyor: Kapanmış dünyaların, içe gömülmüş zihinlerin bile temasa, kabul edilmeye, sevgiye ihtiyacı var. Ve her ne kadar Melvin gibi insanlar duvarlarını çok yükseğe örseler de, o duvarlar bazen bir köpeğin pati iziyle, bazen bir gülümsemeyle çatlamaya başlıyor.

Psikodinamik bakış açısıyla baktığımızda, Melvin’in davranışları savunma mekanizmalarının bir zinciri gibi görünse de, bu zincirin halkaları insanlar arasındaki temasla yavaş yavaş gevşiyor. Değişim mucizevi değil; gürültülü, göz alıcı ve bir çırpıda da değil. Yavaş ama gerçek.

Sonuç olarak, bu filmde insanın diğerleri ile temas ettiğinde ve sevme kapasitesi geliştiğinde sahip olduğu savunmaları gevşetebileceği gözler önüne serilmektedir.

Fırından taze çıktığında bir e-posta almak ister misin?

Tüm arşive erişim kazanmak için abone olun.

Okumaya Devam Edin