The Best Offer Filminde Virgil Oldman’ın Psikodinamik Portresi
Yayımlanma tarihi:
Giuseppe Tornatore’nin The Best Offer filmi, yalnızlık, bağlanma, gerçeklik ve fantezi sınırları arasında gidip gelen bir adamın portresini çizer. Film, sanat eserleri ve duygusal nesneler arasında gidip gelen estetik bir dünya kurarken, başkarakter Virgil Oldman üzerinden oldukça derin bir içsel çatışmayı gözler önüne serer. Bu yazıda, Virgil’in ruhsal örgütlenmesini psikanalitik perspektiften inceleyeceğiz.
Yalıtım, Ritüel ve Kontrol: Virgil’in Yaşam Düzeni
Virgil, hayatını titiz bir disiplinle sürdürmektedir. İnsanlarla fiziksel temastan kaçınması, eldivensiz dolaşmaması, hatta kendi doğum gününü bile yalnız kutlaması onun dünyaya karşı kurduğu mesafeyi temsil eder. Bu davranışlar, psikanalitik olarak değerlendirildiğinde güçlü bir yalıtım (isolation of affect) savunmasını ve aynı zamanda obsesif kompulsif yapılanmanın izlerini taşır. Dış dünyaya olan bu kontrollü mesafe, kırılgan içsel benliğini korumanın bir yoludur.
Ancak Virgil tamamen duygusuz değildir. Aksine, iç dünyasında yoğun bir arzu, özlem ve korku iç içe geçmiştir. İdealize ettiği kadın portrelerinden oluşan özel koleksiyonu, gerçek ilişkilere duyduğu korkuyu telafi eden bir fantezi alanı yaratır. Gerçek kadınlar tehlikelidir; tablolar ise güvenli, sessiz ve sabittir. Bu da onun nesne ilişkileri kurma biçiminde idealizasyon savunmasının belirginliğini gösterir.
Claire ve Kırılma Anı: Sahte Benlikten Gerçek Temasa
Virgil’in Claire ile tanışması, bu kapalı sistemdeki ilk büyük kırılmadır. Claire gizemlidir, görünmezdir ve ulaşılamazdır – tam da Virgil’in fantezisini sürdürebileceği bir figürdür. Ne var ki zamanla aralarındaki ilişki fiziksel ve duygusal temas kazandıkça Virgil’in savunmaları çatlamaya başlar. Claire’e bağlanması, onun yaşamında ilk kez gerçek bir “öteki” ile karşılaşmaya cesaret edebilmesidir.
Bu noktada Donald Winnicott’un sahte benlik (false self) kavramı bize yardımcı olur. Virgil’in bugüne dek sürdürdüğü yaşam, bir tür sahte benliğin devamıdır: Sosyal olarak güçlü, ama duygusal olarak içi boş bir yapı. Claire ile kurduğu bağ ise gerçek benliğin ortaya çıkma ihtimalini taşır. Ancak bu temas, aynı zamanda onu çocukluk döneminden bu yana bastırdığı kırılganlıkla da yüzleştirir.
Aldatılma, Terk Edilme ve Narsisistik Yara: Çöküşün Psikodinamik Kökeni
Virgil’in Claire tarafından aldatılması, yalnızca maddi bir kayıp ya da gurur meselesi değildir. Bu olay, onun içsel dünyasında çok daha derin bir yıkıma işaret eder. Çünkü Claire, Virgil’in hayatında gerçek bir duygusal bağ kurabildiği ilk kişidir. Dolayısıyla bu ilişkinin çökmesi, Virgil’in bilinçdışı düzeyde kurduğu tüm savunmaların, idealizasyonlarının ve fantezilerinin de çökmesi anlamına gelir.
Psikanalitik bakışla bu kırılma, özellikle narsisistik yara ve terk edilme travması üzerinden okunabilir.
Claire’e Duyulan Bağ, Gerçek Benliğin Açığa Çıkışıydı
Virgil, Claire’e karşı duyduğu yakınlıkla birlikte ilk kez kendi kırılgan yönleriyle yüzleşmiştir. Bu bağ, onun “sahte benliği”nden sıyrılarak gerçek benliğini açtığı nadir bir temas alanı haline gelir. Tam da bu yüzden, Claire’in onu yalnızca aldatmakla kalmayıp terk etmesi, Virgil için bir çöküşe dönüşür. Bu çöküş, yalnızca hayal kırıklığı değil; aynı zamanda temel güven duygusunun altüst olmasıdır.
Terk Edilme, Annenin Yoksunluğuyla Yankılanır
Virgil’in gösterdiği çöküş, psikanalitik literatürde sıkça tanımlanan erken dönem terk edilme deneyiminin yeniden sahnelenmesi (re-enactment) gibidir. Claire’in kaybı, sadece bugüne ait bir kayıp değildir; çocuklukta yaşanmış ama bastırılmış bir eksikliğin bilinçdışı tekrarına dönüşür. Bu da Melanie Klein’ın tanımıyla “kötü nesnenin dönüşü” olarak değerlendirilebilir. Yani, anne benzeri bir figür tarafından yeniden yalnız bırakılmak, Virgil’in içinde taşıdığı ilksel korkuları harekete geçirir.
Kayıp Nesneyle Bağlantıyı Sürdürmek
Filmin son sahnesi, Virgil’i tanımamız açısından en yoğun simgesel anlamları taşır. Yabancı bir şehirde –muhtemelen Claire’in daha önce bahsettiği Prag’da– antik saatlerle dolu bir kafede oturmuş, biri gelecekmiş gibi beklemektedir. Sipariş bile vermez. O artık beklemek için gitmiştir.
Bu sahne, psikanalitik açıdan çok katmanlıdır:
- Beklemek, Virgil’in gerçek ilişkiden korkarken, fantezide ilişki kurma biçimidir.
- Zaman, içeride donmuştur; geçmişe saplanmış bir zihinsel hâli temsil eder.
- Kafe, adeta bir iç dünya metaforudur: Kapalı, geçmişle dolu, tekrar eden.
Virgil, Claire’i değil; onun temsil ettiği sevgi, güven, bütünlük gibi erken dönem nesneleri beklemektedir. Bu, çocuklukta eksik kalan “ilk nesne”ye ulaşma arzusunun yankısıdır. Sipariş vermez çünkü fiziksel olarak bir şeye ihtiyacı yoktur – duygusal bir boşlukla baş etmeye çalışmaktadır.
Beklemek, Kayba Tutunmanın Bir Yoludur
Virgil’in trajedisi, yalnızca aldatılmak değil; duygusal olarak ilk kez açıldığı anda yaralanmak ve bu yarayla baş edememektir. Filmin sonunda yaşanan bekleyiş, bir umut değil; bir yas, bir inkar biçimidir. Belki de Virgil için Claire gerçek bir kişi değil, sevginin ve temsili bütünlüğün hayalî bir simgesidir.
“Eğer biri gelmeyecekse, Virgil oraya sadece beklemek için gitmiştir. Çünkü beklemek, kaybın verdiği boşlukla baş etmenin tek yoludur.”