Terapiye Yatırım: Kendilik Değeri Üzerine

3–5 dakika

oku

Terapiye Yatırım: Kendilik Değeri Üzerine

, ,

Yayımlanma tarihi:

Bu yazıyı, seans içinde ya da dışında çokça duyduğum bir duygudan yola çıkarak yazmak istedim.

Terapinin kendisi kadar, ona verilen paranın da bir şeyleri tetikleyebildiğini gördükçe… Bazı cümlelerin aslında doğrudan parayla değil, kişinin kendine verdiği değerle, çabalarının karşılık bulup bulmamasıyla, hatta sevilebilir olup olmamasıyla ilgili olduğunu fark ettikçe…

Bunları biraz açmak, görünür kılmak istedim.
Yazı boyunca geçen her iç ses —“bu kadar para verdim, hâlâ iyi hissetmiyorum” ya da “o parayla gezerim, yerim, içerim daha iyi”— birinin aklından gerçekten geçmiş olabilir.

Bunlar sadece cümle değil; bastırılmış duyguların, kırgın çocuklukların, içe dönmeye duyulan korkunun yankıları.

Bu yazı da tam olarak oraya bakıyor.

“Yeterince İyi Hissetmiyorum” Deneyiminin Anlamı

“Bu kadar emek ve para verdim. Karşılığında daha iyi hissetmeyi umuyordum.”
“Sanki çabaladıkça açılan başka bir boşluk var içeride…”

Psikodinamik açıdan bakıldığında, bu hissin sadece bugünkü terapi sürecine değil, geçmiş deneyimlere de dayandığı görülür. Çocuklukta görülmeyen çabalar, karşılık bulamayan duygular, sürekli “daha fazla” yapmaya zorlanan bir iç yapı… Bugün terapiye verilen emeğin yeterli gelmemesi, o eski tanıdık duyguyu yeniden çağırabilir:

“Yine yetmedi.”

Bu nedenle, danışanın yaşadığı bu hissizlik ya da ilerlemiyor gibi görünen dönemler, terapinin çalışmadığına değil; çoğu zaman iç dünyada bastırılmış olanın yüzeye çıkmakta olduğu bir geçiş evresine işaret eder.

Terapiye Para Vermeye Dair İçsel Çatışmalar

Danışanlar bazen şu şekilde bir sorguya girer:

“Bu kadar para veriyorum ama bir şey değişmiyor gibi.”
“En azından o parayla gezsem, yesem, içsem, bir şey yaşamış olurdum.”

Bu ifadeler, yalnızca maddi bir kıyaslamanın ötesinde; kişinin “kendine yatırım yapma” fikriyle kurduğu ilişkinin bir göstergesi olabilir. Bazı bireyler için “kendine para ayırmak”, çocukluktan bu yana taşıdıkları değersizlik inançlarıyla çelişir. Bu noktada ortaya çıkan çatışma, savunma mekanizmalarını harekete geçirir.

Terapiye verilen para bir israfa, hatta suçluluğa dönüşebilir.
Çünkü bastırılmış inanç şudur:

“Benim ihtiyaçlarım ertelenebilir. Ben kendime bakım vermemeliyim.”

Ve bu noktada “gezerim, yerim, içerim daha iyi” gibi cümleler, yalnızca gerçek bir tercih değil; aynı zamanda duygusal temastan uzaklaşmak için devreye giren koruyucu stratejiler haline gelir.

Kendilik Değeri ve İyileşmeye Layık Olma İlişkisi

Terapinin ekonomik boyutu, birçok kişi için kaçınılmaz olarak kendilik değeri temasıyla kesişir. Bir kişi, seansa düzenli ödeme yapıyor olsa da, içten içe şu soruyla meşgul olabilir:

“Buna değer mi?”
“Terapiye gelmek ne kadar işe yarıyor?”
“Bu çaba, bu emek… boşa mı gidiyor?”

İnsanın hayatı boyunca kaçtıkları ile, günün birinde, yüzleşmeye başlaması hiç kolay değildir.
Ve bazen, bu zorluğun dili şöyle olur:

Eğer birey yaşamının erken dönemlerinde kendilik değeri yeterince desteklenmemişse, bugün kendisine yapılan yatırımı haklılaştırmakta zorlanabilir. Bu durumda terapiye yapılan ödeme, bir hizmet bedeli olmaktan çıkar; geçmişte tanımlanmamış bir sevgi, ilgi ya da karşılık beklentisinin güncel bir yansımasına dönüşür.

“Ben somut bir gelişme görmek istiyorum. Konuşmak yetmiyor.”

Bu söylem, duygusal karşılığın fiziksel bir ödül gibi hissedilme arzusunu gösterir, ve bu da aslında; duyulmamış, karşılanmamış bir içsel ihtiyacın sembolik anlatımıdır.

Kaçınma Savunmaları: Anlamlıdan Keyifliye Yönelme

İyileşme süreci zaman aldığında —ki çoğu zaman alır— danışan, içsel olarak “haklı” bir sabırsızlıkla karşılaşabilir. Bu noktada kişi, terapinin soyut ve uzun vadeli faydalarındansa, anlık rahatlama vadeden başka alanlara yönelme eğilimi gösterebilir.

“En azından yediğim yemeğin tadını alırım.”
“Bir seyahatten dönerken iyi hissederim.”
“Terapi ise ağır geliyor. Hiçbir ilerleme kaydetmiyorum. Belki de bana göre değil.”

Bu ifadeler, psikodinamik açıdan değerlendirildiğinde, kaçınma savunmalarının gündelik dile yansımış hâlleridir. Anlamlı olanı sürdürebilmek için gereken duygusal efor fazla geldiğinde, kişi doğal olarak daha kolay, daha hızlı rahatlama sağlayan yolları tercih etmek isteyebilir. Bu durum suçlanacak bir şey değil, anlaşılması gereken bir süreçtir. İnsan, terapiye asıl adımı, kaçınmadığı an değil; kaçındığını konuşmaya ve anlamaya hazır hissettiği an atar.

Terapi Sürecinde Ekonomik Yatırımın Simgesel Anlamı

Terapide para, yalnızca bir alışveriş aracından fazlasıdır. Özellikle psikodinamik bakış açısından, ödeme bir ilişki biçimidir. Kişinin terapiye düzenli olarak kaynak ayırıyor olması, aynı zamanda kendine dönmeye yönelik kararlı bir yönelimi simgeler.

Ancak bu yatırımın kısa sürede “karşılığını verme” beklentisi, çoğu zaman günümüz dünyasının hızlı çözüm talebiyle karışır.

Bu da şu cümleyle dile gelir:

“Bir şey olmuyor gibi.”
“Zaten bir fayda görmeyeceksem bu kadar çaba neden?”

Oysa iyileşme çoğu zaman görünmez adımlarla, içeride ağır ağır olur. Danışanın terapiye verdiği parayı “boşa gidiyor” gibi hissetmesi, sürecin işlemediğini değil; dönüşümün henüz sembolik anlamının bilinç düzeyine çıkmadığını gösterebilir.

Kendilikle Temasın Bedeli ve Potansiyeli

Terapinin maddi yönü, her danışan için farklı duygular uyandırabilir. Kimi için bu yatırım bir rahatlama, kimi içinse bir suçluluk kaynağı olabilir. Ama çoğu zaman bu hisler, yalnızca parayla ilgili değil; kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyle ilgilidir.

Bu yazı, terapiye para ayırmanın doğru ya da yanlış olduğunu değil; bu tercihin altında yatan duygusal anlamları görünür kılmayı amaçlıyor çünkü kişi bazen terapiye değil, kendi duygularına tahammül etmekte zorlanır.


Ve bu zorlanma, çok anlaşılır, çok insani bir şeydir.

İyileşme çoğu zaman “iyi hissetmekle” başlamaz.
Ama kişi, kötü hissetme hakkını kendine tanıdığında…
Kaçmadan orada kalabildiğinde…
İşte o zaman bir şeyler içeriden yavaş yavaş dönüşmeye başlar.

Fırından taze çıktığında bir e-posta almak ister misin?

Tüm arşive erişim kazanmak için abone olun.

Okumaya Devam Edin