Funny Games: Adalet Fantezisinin Psikanalitik İmhası
Yayımlanma tarihi:
Michael Haneke’nin Funny Games filmi, şiddeti anlatan bir film olmaktan çok, şiddete bakan bakışı hedef alan rahatsız edici bir deneyimdir. Film, seyircinin etik konfor alanını bilinçli olarak dağıtır; onu masum bir tanık olmaktan çıkarır ve arzusuyla yüzleştirir. Bu yüzleşmenin merkezinde ise tek bir şey vardır: adalet fantezisi.
Seyircinin Güvenli Konumu ve Fantezi
Ana akım anlatılarda seyirciyle örtük bir sözleşme yapılır: Acı çekilecek, gerilim artacak ama sonunda bir şey yerine oturacaktır. Fail cezalandırılacak, kurban kurtulacak ya da en azından bir denge sağlanacaktır. Bu sözleşme, psikanalitik olarak seyircinin süperegoyla yaptığı bir anlaşmadır. Katlanılan şiddetin bir karşılığı olacaktır.
Funny Games bu sözleşmeyi daha baştan bozar. Film ilerledikçe seyirci, yaşanan vahşetin bir noktada son bulmasını, hatta mümkünse tersine dönmesini bekler. Bu beklenti etik bir arzu gibi görünür: “Artık yeter.” Ancak Haneke’nin ustalığı tam da burada devreye girer. Bu isteğin ne kadar etik, ne kadar libidinal olduğunu sorar.
Dördüncü Duvarın Yıkılması: Arzunun İfşası
Başrol karakterinin kameraya dönüp seyirciyle konuşması, klasik anlatının çerçevesini paramparça eder. Artık seyirci dışarıda değildir. Görülen şiddetin muhatabı hâline gelir. Karakterin seyirciye dönerek “Bunun bitmesini istiyor musunuz?” der gibi bakması, basit bir metanarratif oyun değildir.
Bu an, seyircinin bilinçdışına yöneltilmiş doğrudan bir müdahaledir. Seyirci şunu fark eder:
Şiddetin sona ermesini istiyorum… ama hâlâ izliyorum.
Bu fark ediş utanç üretir. Çünkü film, şiddetin kendisinden çok, şiddeti izleme arzusunu görünür kılar. Seyirci, masum tanık konumunu kaybeder; voyeuristik ve sadistik dürtüleriyle yüz yüze gelir.
Kumanda Sahnesi: Adaletin Geri Sarılması
Filmin en çarpıcı sahnelerinden biri, kadının saldırganlardan birini vurmasının hemen ardından gelen kumandayla zamanı geri sarma anıdır. Bu sahne, seyircinin yıllardır aşina olduğu anlatısal tatmini tam yakalamışken, onu acımasızca geri alır.
Bu, yalnızca hikâyenin akışına müdahale değildir. Seyircinin omnipotans fantezisine müdahaledir.
O ana kadar seyirci şuna inanır: “Yeterince acı çektik, artık adalet geldi.” Kumanda bu inancı iptal eder. Fail, Tanrısal bir yetkiyle zamanı geri alır ve seyircinin yaşadığı rahatlamayı yok eder.
Psikanalitik açıdan bu sahne, birden fazla düzeyde işler. Öncelikle seyirciye sunulması beklenen katharsis bilinçli olarak geri çekilir; rahatlama ihtimali tam ortaya çıkmışken iptal edilir. Böylece adaletin sonunda yerini bulacağına dair beklenti, sadistik bir müdahaleyle bozulur. Dahası, anlatının çerçevesi etik bir figürde değil, şiddeti uygulayan failin elindedir. Zamanı, akışı ve sonucu belirleyen kişi zalim olduğunda, seyirci yalnızca tanıklık etmez; çaresizliğe mahkûm edilir.
Normalde çerçeveyi (zamanı, sınırı, düzeni) tutan figür güven vericidir. Burada ise çerçeve, psikopatik failin elindedir. Bu durum seyircide yoğun bir çaresizlik ve öfke yaratır.
Tekrar Zorunluluğu ve Travma
Zamanın geri sarılması aynı zamanda travmanın temel dinamiğine işaret eder: tekrar. Seyirci, adaletle kesileceğini sandığı sahnenin içine yeniden atılır. Çünkü bilinçdışı için esas olan çözülme değil, tekrardır.
Film burada şunu söyler gibidir:
Bu hikâye adaletle bitmeyecek. Çünkü sen bunu adalet için izlemiyorsun.
Bu cümle seyirciyi sarsar. Çünkü film, etik beklentinin arkasındaki libidinal yatırımı açığa çıkarır. Şiddetin sona ermesini istemekle, şiddetin sürmesini izlemek arasındaki çelişki görünür olur.
Seyircinin Tahammülsüzlüğü
Bu noktada kişisel bir seyir deneyimini eklemek yerinde olur. Funny Games izlerken birçok seyircide ortaya çıkan ortak bir dürtü vardır: sahneleri ileri sarma isteği. Şiddetin yoğunluğundan çok, sahnelerin bilinçli biçimde yavaş akması bu dürtüyü doğurur.
Haneke zamanı uzatır. Sessizlikleri, boşlukları, beklemeyi uzatır. Seyirci ne olacağını tam olarak kestiremez. Bu belirsizlik, bedensel bir huzursuzluk yaratır. İleri sarma arzusu, aslında şiddetten kaçma isteği değil; kontrolü geri alma çabasıdır.
Çünkü yavaşlık güvensiz hissettirir. Hızlı kurgu, müzik ve dramatik ipuçları seyirciye tutunacak dallar sunar. Funny Games bunların hepsini bilinçli olarak elinden alır. Seyirci, ne zaman ne olacağını bilemediği bir alanda bırakılır. Bu, psikanalitik olarak çok tanıdık bir histir: Erken dönem güvensizlik, bekleme kaygısı ve öngörememe hali.
İleri sarma isteği, filmin başarısızlığı değil; tam tersine, hedefine ulaşmış olduğunun göstergesidir. Seyirci, edilgen konumda kalmaya tahammül edemez. Bir şey yapmak, müdahale etmek, hızlandırmak ister. Ama film buna izin vermez.
Bu da Funny Games’in seyirciye sunduğu en rahatsız edici deneyimlerden biridir: Kontrol edemediğin bir zamana, kontrol edemediğin bir şiddete maruz kalmak.
Funny Games’i travmatik kılan şey, şiddetin dozu değil; seyircinin kendisiyle karşılaşmasıdır. Film, rahatlatmaz. Onarmaz. Arındırmaz. Seyirciyi yaralı ve açıkta bırakır.
Haneke, seyirciye kurtarıcı bir figür, ahlaki bir kapanış ya da temiz bir adalet duygusu sunmaz. Bunun yerine tek bir soru bırakır:
“Ben bunu neden izliyorum?”
Bu soru, filmin asıl saldırısıdır. Ve belki de bu yüzden Funny Games, izlendikten sonra uzun süre zihinde kalır; çünkü seyircinin dış dünyaya değil, kendi bakışına yönelmiştir.
Funny Games, şiddeti anlatmıyor. Bizle göz kontağı kurup, film bitse de, eziyete devam ediyor.